Bugün Şanlıurfa, peş peşe gelen intihar haberleriyle derin bir acının ve ağır bir toplumsal çöküşün fotoğrafını veriyor.
Birecik Devlet Hastanesi’nde görev yapan Ali Demir’in hayatına son vermesi,
Akçakale’de henüz 33 yaşındaki Halil Yiğitalp’in iftar saatinde yaşamına son vermesi,
Eyyübiye’de Mehmet Olgun’un geride maddi zorlukların izlerini bırakarak hayata veda etmesi…
Bunlar sadece birer haber değildir.
Bunlar, görmezden gelinen bir çığlığın, duyulmayan bir feryadın, sahipsiz bırakılan bir toplumun acı gerçeğidir.
Peki sormak gerekir:
İktidar partisinin
il başkanları, milletvekilleri,
mülki amirleri,
belediye başkanları, STK’lar ve
kanaat önderleri bu yaşananların sebebini gerçekten kendi vicdanlarında sorguluyor mu?
Bu insanların hangi çaresizlik içinde bu noktaya sürüklendiğini anlamak için bir çaba gösteriyorlar mı?
Yoksa her zaman olduğu gibi bu acıları da istatistiklere indirip, birkaç gün sonra unutulmaya mı terk edecekler?
İşsizlik büyürken, borçlar artarken, insanlar geçim derdi altında ezilirken, gençler umudunu kaybederken; bu şehrin yöneticileri suskun kalmayı mı tercih edecektir?
Bu sessizlik, bu vurdumduymazlık, bu sorumluluktan kaçış kabul edilemez.
Hiçbir toplum, hiçbir şehir, hiçbir millet bu kadar sahipsiz bırakılmayı hak etmez.
Devletin asli görevi, vatandaşını yaşatmaktır.
Vatandaşını yalnızlığa, çaresizliğe ve umutsuzluğa terk etmek değil.
Aziz milletimiz yaşananları görmekte, bilmekte ve hafızasına kaydetmektedir.
Ve zamanı geldiğinde, kendisini sahipsiz bırakanlara en net cevabı yine kendisi verecektir.